close
slow-fashion-stockholm

“Yaptığın şeyle gurur duy.” diyordu otuz kişinin doldurduğu odadaki bir İsveçli ses. Bir başkasının aylarca giydiği bir giysiyi bu kez ben giyecektim, yıpranan ya da yırtılan giysilerime yamalar yapacaktım ve hatta kedimin kazağımın kolunda dişleriyle bıraktığı kocaman ısırığa hiç dokunmayıp hikâyesini saklayacaktım. Ve üstüne üstlük bununla gurur duyacaktım! Mutlu olmuştum; küçüklüğümün ‘yoksulluğu’ şimdi İsveç’in sokaklarında moda olmuştu: ‘Slow Fashion’.

Ekim ayında Malmö’de düzenlenen Sudaki Yaşam Konferansı’nın ardından ikinci kez ‘yatılı’ bir etkinliğe katılacaktım ve yavaş (slow) ya da hızlı (fast) olması bir kenara, moda ile ilgili olması aklımda birtakım çekinceler yaratmıştı. Ben göç çalışan bir doktora öğrencisiydim, ne işim olurdu modayla!
Üstelik kullandığımız, kullanmaktan sıkıldığımız ya da hâlâ sevip bir başkasıyla paylaşmak istediğimiz bir ya da daha fazla giysimizi yanımızda getirmemiz ve hatta yama, dikiş vesaire gerektiren bir başka giysimiz varsa onu da alıp gelmemiz isteniyordu. Çekincelerimi bir kenara bırakıp etkinliğe katılmak istediğimi belirten e-postayı İsveç Enstitüsü’nün ilgili birimine gönderdim ve nihayet 7-8 Mart 2018 tarihlerinde Stokholm’de gerçekleşen ‘Slow Fashion’ etkinliğine katıldım. Baştan söyleyeyim; uzun zaman sonra ilk kez, gülümseyen bu kadar çok insanı bir arada gördüm, bu özlediğim bir şeydi.

Etkinlik, İsveç Enstitüsü’nün Stokholm’deki binasında, ‘Slow Fashion’ yaşam tarzını benimsemiş Johanna Nilsson ve Jennie Johansson’ın kendi hayatlarından örnekleri içeren sunumları ile başladı. Günümüzün hızlı tüketim modasının aksine yavaş ve sürdürülebilir bir ‘moda’nın mümkün olduğunu belirten ikili, bu şekilde giysilerimizle kendi tarzımızı yaratmakla kalmayıp aynı zamanda daha kaliteli ve değerleri yansıtan bir tüketim alışkanlığı kazanabileceğimizi savundular. İngiliz moda tasarımcısı Vivienne Westwood’a atıfta bulunarak “daha az satın al, iyi seç, uzun süre kullan” sloganını bize anımsatan konuşmacılar, giysilerimizin kalitesini onlar için ödediğimiz fiyatın değil, onları ne kadar uzun süre kullandığımızın gösterdiğini basit bir matematik hesabıyla bize kanıtlamaya çalıştılar: 100 SEK ödeyerek satın aldığınız bir kazağı 100 kez giydiyseniz o kazak gayet sürdürülebilir bir seçim olmalıydı, çünkü her giyişinizde size maliyeti sadece 1 SEK (yaklaşık 50 kuruş) olmuştu. Giysilerimizin daha az yıkanması, yırtık ve söküklerin onarılması, ayakkabıların boyanıp parlatılması ‘Slow Fashion’ için olmazsa olmazlardandı. Yün giysilerin kendi kendini temizlediğini ise ilk kez bu etkinlikte öğrendim! Dilerseniz balkonunuzda açık havada ya da banyoda siz duş alırken buharın altında (hem de ütülü biçimde!) yün giysilerinizin temizliğini sağlayabilirdiniz. Hatta İsveç gibi karın eksik olmadığı bir iklimde yaşıyorsanız yün giysileri karın üzerine öylece bırakıp temizlenmelerini bekleyebilirdiniz de. Fakat giysilerinizin uzun ömürlü olmasını istiyorsanız kesinlikle onları güneşte kurutmamanız gerektiği ayrıca vurgulandı. Ve en güzeli, bütün bunlar küçük adımlarla başlayıp bir alışkanlığa, sonrasında bir yaşam tarzına dönüşebilirdi.

İlk günün öğleden sonrasında merakla beklediğim an geldi ve herkes getirdiği giysileri çantadan çıkarıp askılara astı, masalara yaydı. Giysiler değiş tokuş yapılacaktı, elbette bayanlar bu konuda erkeklerden çok daha istekliydiler, sayıca da bizden fazlaydılar. Kimisi bir giysi getirip birkaç tane ile döndü, kimisi birkaç tane getirip tek giysiyle veya eli boş döndü. Paylaşmaya dayalı değiş tokuşun güzel yanı da buydu. Küçükken ikizimle giysi değiş tokuşu zaten alışık olduğum bir şeydi, kuzenlerimin ‘eskilerini’ de giymişliğim çoktu; haliyle o an benim için kısa bir süreliğine de olsa çocukluğuma harika bir yolculuk oldu. Değiş tokuşun ardından giysiyi getiren kişinin giysinin yeni sahibi ve bizlerle o giysinin hikâyesini paylaşması odada yepyeni anlam değerleri oluşturdu ve sabahki sunumun teoride anlattığı, aynı günün öğleden sonrasında pratikte hayat buldu.

Keyifli bir akşamın ve güzel bir sabah kahvaltısının ardından ikinci gün su gibi akıp geçti. Kullanılmış battaniyelerin bile elbiseye, eteğe dönüştüğü, eskinin maharetli ellerde yeniden anlam ve değer kazandığı Stadsmissionen Remake atölyesine vardığımızda bizi hayatlarımızın en güzel deneyimlerinden biri bekliyordu kuşkusuz. Kısa bir sunumun ardından herkes atölyenin çeşitli köşelerine yayıldı; kimisi getirdiği giysilerine yama yaptı, kimisi söküklerini dikti, kimisi eski giysilerini kesip biçerek yepyeni giysiler yarattı. Ve bu yazıda gördüğünüz hiçbir karede tıpkı önceki yazılarda olduğu gibi hiçbir ‘photoshop’ kullanılmadı, yalancı gülümsemeler takılmadı. Bir şey daha: Bütün bu atölyede gördüğünüz yüzler kendi ülkelerinde akademik alanlarında en iyileri arasından seçilerek İsveç’de bir üniversiteden kabul aldılar ve İsveç Enstitüsü bursuna hak kazandılar. Ve aynı kişiler o an orada iğne, iplik ve makasa dokunmanın hazzını yaşadılar. Atölye çalışmasının sonunda, herkesin yeni bir hayat kazandırdığı giysilerini bizlere sunması ise kesinlikle görülmeye değerdi.

Etkinliğin son durağı Filippa K oldu. Sürdürülebilirlik Direktörü Elin Larsson’ın sunumunun yer aldığı bu bölümde ‘döngüsel moda’ (circular fashion) kavramıyla tanıştık. “Azalt, onar, yeniden kullan ve geri dönüştür” ilkelerini içeren bu kavram, yeni şeyler deneme cesaretini göstermeye ve yol boyunca değişme alçak gönüllülüğünü sergilemeye teşvik ediyor. Aslında her yeni giysinin doğadan eksilen bir parça anlamına geldiği şeklinde özetlenebilecek bu sunumda “sadelik, lüksün en saf biçimidir” söylemi, bana göre bu iki günlük etkinliğin en çarpıcı kısmıydı.

Tabii ki bir etkinliği asıl güzel kılan orada kurulan yeni arkadaşlıklar, yapılan paylaşımlar. Bazılarıyla sadece birkaç sözcüğü, bazılarıyla saatlerce süren sohbetleri, Stokholm’ün karlı sokaklarında yürüyüşleri, bir Meksika restoranında yeni tatları ve hatta bir Skybar’da şehrin kuş bakışı gece manzarasını paylaştık. Öyle ki tesadüfen daha önce bir başka yazıma arka fon karesi olan Kolombiya’dan Camilo bu kez bu yazımda karelerin ön planında yer aldı, yine Kolombiya’dan Sandra Latin Amerika’nın o bilindik sıcaklığını kuzeyin bu soğuk ülkesine taşıdı, Ermenistan’dan Lilit esareti olduğumuz siyasetin yalancılığını ve diplomasinin yapmacıklığını bende bir kez daha kırıp çürüttü, Kenya’dan Haggah verdiği inanılmaz güzel pozlarla bana kendimi dünyanın en iyi fotoğrafçısı hissettirdi, Arnavutluk’tan Gilda ülkesindeki bir Türk okulunda öğrendiği yalın ve akıcı Türkçesi ile başımı döndürdü ve en önemlisi Türkiye’den Sinem özlem duyduğum o Türk samimiyetini ve gülüşlerini bütün cömertliğiyle bana sundu. Teşekkürler. Ve Rusya’dan Natalia.. o kadar çekingen, o kadar ürkek duruyordun ki seni bir türlü istediğim kareye sığdıramadım; sonrasında “Benimkiler yok mu?” diye sorduğunda bu yüzden azdı sana dair karelerim. 1 Haziran Mezuniyet Gecesi’nde bunu telafi edeceğim, söz.

    AsylumSeeker

    The author AsylumSeeker

    6 yorum

    1. Çok güzel bir yazı olmuş, zevkle okudum. Bu yapılanı takdir ediyorum, hem israf etmeyi önleyen, hem de toplumda yer edinmeyi başarmış bir moda anlayışı olduğundan çok başarılı ve üstüne bir de bugün ne giysem sorusunu kafalardan silebilir, yazıya da çok güzel dökülmüş, teşekkürler Kamber hocam

      1. Teşekkürler Canan Nur, ben de senin yorumunu zevkle okudum. Diliyorum bu mesaj daha fazla kişiye ulaşır ve her anlamda daha sürdürülebilir bir dünya mümkün olur.
        Sağlıcakla,
        AsylumSeeker

    2. Hocam;
      Orada olmayı yazınızı okurken ne kadar arzu ettiğimi bir bilseniz. Ne kadar güzel anılar biriktirdiniz. Keşke bir benzerini ülkemizde de yapabilsek. Belki geldiğinizde bize önder olursunuz. Her anınızın bereketli geçmesini dilerim.

      1. Çok teşekkürler Onur Bey, ben de sizin yorumunuzu okuyunca çok mutlu oldum. Belki ülke genelinde bunu gerçekleştirmek biraz uçuk bir hayal gibi görünse de bireysel başlangıçlar yapabiliriz; eminim hem bize hem de doğaya çok iyi gelecektir. Güzel dilekleriniz için ayrıca teşekkürler.
        Sağlıcakla,
        AsylumSeeker.net

    3. Canım hocam,dünyanın farklı bir ucunda moda hakkında benim gibi düşünen insanların varlığını bilmek beni çok mutlu etti umarım en yakın zaman da bizlerde bu tüketim çılgınlığına son verip hayatı daha yaşanılabilir kılmayı deneyebiliriz.
      Bu güzel yazı için ellerinize sağlık.
      Sevgilerle…

      1. Canım Gülşah, yorumunu gözden kaçırmışım, ancak şimdi gördüm ve yine çok mutlu oldum; geciken cevabımı bağışla. Güzel yorumun ve tüketim çılgınlığına son verip hayatı daha yaşanılabilir kılma dileğin için çok teşekkürler, aynı dilekler içindeyim.
        Sağlıcakla,
        AsylumSeeker

    Leave a Response