close
lbw-malmo-going-places

Üç şeyi fotoğraflamayı çok seviyorum: gülümsemeyi, umudu ve suyu. Bu yüzden, bu yazı gülümsemeye, umuda ve suya atfedilmiştir; tıpkı öncekiler ve sonrakiler gibi.

Malmö’ye yolculuğum aslında haftalar öncesinden belliydi. 11-13 Ekim 2017 tarihlerinde bu şehirde düzenlenecek Sudaki Yaşam (Life Below Water) adlı bir konferansa katılacaktım, yine İsveç Enstitüsü sponsorluğunda. Bu vesileyle yeni insanlarla tanışma, pek aşina olmadığım sudaki yaşam hakkında bilgi ve fikir sahibi olma ve tabii ki ilk defa gideceğim Malmö şehrini keşfetme fırsatı bulacaktım. Norrköping’e döndüğümde bütün bu yeni şeylerle tazelenmiş olarak çalışmalarımı sürdürebilecek olmak da cabası. Öyle de oldu; 3 gün 2 gecelik harika bir deneyimdi Malmö. Etkinliğin birkaç gün öncesinde, İsveç Enstitüsü bursiyeri iki arkadaşla kalacak yerimizi ayarladık ve böylece ilk kez Airbnb deneyimine eriştim ki kaldığımız yer konfor ve tasarımıyla kesinlikle beklentilerimizin çok üstünde bir daireydi. Ve şu ana kadar en uygun ulaşım seçeneklerinden biri olduğunu düşündüğüm Flixbus’tan giderken Stokholm, dönüşte Göteborg aktarmalı gidiş-dönüş biletimi aldım. Gidişte, arka koltukta oturan ve Güneydoğu Asya’ya ait bir dili konuştuklarını düşündüğüm iki arkadaşın gece saat 11’den sabah saat 7’ye kadar aralıksız sohbetini saymazsak gayet rahat bir yolculuktu.

Peki, Sudaki Yaşam nedir? Ocak 2016’da Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı çerçevesinde Yoksulluğa Son, Açlığa Son’dan tutun da Sudaki Yaşam ve Karasal Yaşam’a kadar 17 farklı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SKH) yürürlüğe kondu ve bu hedeflerin Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki 2030 Gündemi’ni desteklemesi bekleniyor. İsveç ise Fiji ile birlikte 14. SKH’yı, yani Sudaki Yaşam’ı yürütme görevini üstleniyor. Bütün bu konular bazılarımız için sıkıcı gelebilir. Oysa, İsveç’te bütün bunlar can alıcı konular; hatta bazıları için diş macunu içinde bulunan mikro kimyasalların okyanus sularına karışması ve bunların bir şekilde balıklar tarafından tüketildikten sonra sofralarımıza bu kez ‘gıda’ olarak dönüş yapması büyük bir felaket! Toprağa gömdüğümüz her atığın önümüze yine hayvansal gıda veya sebze, meyve olarak dönüş yapmasının kıyamet alameti sayılabileceğini tahmin edersiniz. Bazı ülkelerde toprağa gömülen atık oranı % 95’leri bulurken, İsveç’te hemen hemen her şeyin geri dönüşümü sayesinde bu oranın sadece % 2 seviyesinde olduğunu öğrenince bu ülkenin konuyla ilgili hassasiyetini daha iyi anlıyorsunuz.

Gelelim konferansın detaylarına. Etkinlik, Uluslararası Bladins Okulu öğrencilerinin doğayla ilgili bir şarkıyı seslendirmesiyle başladı. Sanırsınız yeryüzündeki bütün ağaçlar köklerinden sökülüyor ve bu minik yürekler bütün bu ağaçları yüreklerinde yeniden yeşertiyordu; o denli doğa için adanmış, heyecanlı ve tatlıydılar! Öğrencilerden birinin İsveç Veliaht Prensesi Victoria’ya çiçek takdim etmesiyle etkinlik resmen başlamış oldu.

Küçük bir detay: İsveç Veliaht Prensesi Victoria 2010 yılında sade bir ‘orta sınıf’ aileden gelen halktan biriyle evlenmişti. Kardeşi Prens Carl Philip’in ise daha önce yoga öğretmenliği ve garsonluk yapan bir gelini saraya prenses yaptığının altını çizmekte fayda var. Dahası, bu konferansta da gözlemlediğim üzere, bu ülkede akademisyenler Profesör bile olsalar Dr. ünvanını kullanmakla yetiniyorlar. Demem o ki eşte ve işte kariyer takıntısı maalesef sadece bazı topraklarda geri kalmış, maddeci zihinlerde var ki bu da bir tür ayrımcılıktır. Ve her türlü ayrımcılık önce insanın kendisini çürütür; çürüme.

Konferansın sunuculuğunu, bir başka ifadeyle uzlaştırıcılığını, Trevor Graham yaptı ve yaklaşık 3 gün süren etkinlikte gerek katılımcılara yönelttiği soruları gerekse sunumlara dair yorumları ile oldukça başarılı bir iş çıkardı. Sahneye ilk çıkan Malmö Belediye Başkanı Katrin Stjernfeldt Jammeh şehrin Sudaki Yaşam SKH’ya dair katkılarını aktardı ve, sonrasında, İsveç Çevre Bakanı Karolina Skog ülkesinin bu bağlamda gerçekleştirdiği çalışmalara dair paylaşımlarda bulundu. Söz konusu sunumlar, İsveç’in sadece kendi topraklarında değil dünyada da Sudaki Yaşam konusunda önemli adımlar attığına ve geri dönüşümden sürdürebilirliğe çevresel birçok alanda ipi göğüslediğine işaret ediyor. Tam da bu noktada, İsveç’in daha önceki yazımda bahsettiğim Dışişleri Bakanlığı gibi çevreyi ve Malmö şehrini de yine birer kadına emanet ettiğini belirtmek istiyorum.

Peki, siz hiç ‘okyanus ormanı’ diye bir şey duymuş muydunuz? Belki benim cehaletim, ben ancak bu konferansta duydum. Okyanus ormanları; okyanustaki tuzlu su, yosun ve karbondioksiti kullanarak gıda, yem ve enerji üreten, böylece balıkçılığın çevresel sorunlarına bir nebze çözüm getiren bir yaklaşım. Tuzlu deniz suyunu arıtarak Sahra Çölü’nde sürdürülebilir tarım alanları oluşturma çabaları ise bir başka proje konusu. Bu projelerin başında, yukarıda ‘Kirlilikten Çözüme’ (From Pollution to Solution) fotoğrafı ile yer alan ve etkinliğe Norveç’ten katılan Frederic Hauge bulunuyor. Yazar ve danışman olan Dr. Elin Kelsey ise konferansın en dikkat çekici sunumlarından birine imza atıyor. ‘Vahşi Bulaşıcı Umut’ adlı sunumu ile aslında çevresel olguların birilerinin her gün bizlere aktardığı gibi felaket derecesinde olmadığı, yer yer okyanusların eskisinden daha temiz olduğu gerçeği gibi güzel haberlerin de varlığı ve bunların her geçen gün arttığı bilgisini bizlerle paylaşan Dr. Elin Kelsey olumlu duygu ve düşüncelerin, bilhassa umudun olumlu sonuçlar doğuracağına inananlardan ve bu umudu #OceanOptimism gibi sosyal medya kanalları aracılığıyla yaymaya kendini adayanlardan.

Konferansın bir başka bölümünde ise, Lasse Gustavsson, daha fazla balığın sadece balıklar için değil insanlar için de iyi bir şey olduğuna, çünkü bunun daha fazla iş fırsatı ve para anlamına geldiğine vurgu yaptı. Konferansın diğer konuğu Dünya Denizcilik Üniversitesi Başkanı Dr. Cleopatra Doumbia-Henry, okyanus yönetişimi için küresel kapasite oluşturma konusuna değindi ve üniversitesinin bu bağlamda lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerinde sunduğu eğitim olanaklarından bahsetti. Son olarak, burada fotoğraflarına yer vermediğim fakat konferans sırasında katılmaktan keyif aldığım ‘Gelişmiş Okyanus Yönetimi Liderliği’ ve sonrasında yuvarlak masa şeklinde düzenlenen ‘Okyanus Okuryazarlığı ve Eğitimi’ seminerlerinin benim için faydalı bir fikir alışverişi olduğunu söylemeliyim. Her yıl binlerce insanın yaşadıkları topraklardaki savaştan, çatışmadan, baskıdan ve açlıktan kaçarken deniz sularında can vermesi başlı başına büyük bir sorunken, bu konferansta sadece suların yüzeyinde değil altında da her geçen gün hayatların ‘öldüğünü’ bütün çıplaklığıyla keşfetmek bana farklı bir ‘bakış acısı’ kattı.

Konferansın en güzel bölümlerden biri kuşkusuz teknik gezilerdi. Kopenhag Malmö Limanı Ziyareti, Dünya Denizcilik Üniversitesi Ziyareti, Atık-Enerji Tesisi Ziyareti ve Tekneyle Alan Gezisi gibi seçenekler arasından ben ve birkaç bursiyer arkadaşım tahmin edeceğiniz üzere sonuncusunu seçtik ve teknede civardaki okyanus canlıları hakkında kısa bir bilgilendirme sunumunun ardından sade bir fika (kahve molası) eşliğinde hem Malmö kıyılarına hem de sohbete doyduk. Bu gezi benim için, aynı zamanda, Malmö ve Kopenhag’ı birbirine bağlayan, yukarıda fotoğrafını da paylaştığım Øresund Köprüsü’nü ilk kez görebilme anlamına geliyordu. Bir tren yolu ve otobana ev sahipliği yapan 8 km uzunluğundaki köprü, boğazın ortasında yapay bir adaya bağlanıyor ve buradan 4 km’lik bir tünel eşliğinde Danimarka’nın ada topraklarına ulaşıyor.

Ve yeni tanışılan insanlar, kurulan arkadaşlıklar! Daha önceki yazımda da belirttiğim üzere, İsveç Enstitüsü bursiyerlerinin sürekli iletişim halinde kalmalarını ve bu tür etkinliklerde mümkün olduğunca birbirleriyle kaynaşıp yeni sosyal ağlar kurmalarını bekliyor. Çünkü Geleceğin Küresel Liderleri’ni yetiştirmenin her şeyden önce bunu gerektirdiğine inanıyor. Biz de Malmö’de kalacağımız yeri birlikte ayarlamaktan tutun da öğle ve akşam yemeklerinde birbirimize eşlik etmeye, hatta etkinlik sırasında ve sonrasında kısa şehir turlarına kadar olabildiğince her şeyi birlikte yaptık. Ve tabii ki konferansta, yemeklerde ya da gezilerde zaman zaman yeni insanlarla tanıştık, bu yeni insanları birbirimizle tanıştırdık. İtiraf ediyorum! Gerek vejeteryan öğle yemekleri gerekse farklı su ürünlerini tattığımız akşam yemekleri gerçekten harikaydı! Fakat her gün en az üç dört kez yediğimiz ve yedikçe fotoğraf karelerine de yansıyan mutluluktan uçtuğumuz o güzelim ‘beyaz’ dondurma, üzerinde çikolata sosu ve renkli tanecikleri ile anlatılmaz, yaşanılasıydı!

Yukarıdaki resimde soldan sağa; farklı mizah anlayışıyla beni gülümseten Bangladeş’ten Bushra Yeasmin’e, Malmö yolculuğumun öncesinden son anına kadar bana eşlik eden Ukrayna’dan Yulya ve Kenya’dan Judith’e, bizlere şehir merkezini gezdiren Gürcistan’dan Olga’ya; bir üstteki albümde ortada, özellikle aşağıda yer alan Malmö’den kareleri fotoğraflamam için bana rehberlik ve eşlik eden Suriye’den Souaad’a; ikinci albümde sağdan üstte, kısa da olsa sohbetini tattığım ve fotoğrafladığım Kenya’dan Eunice’ye; ve yukarıda gördüğünüz karelerde yer alarak bu yazıyı daha güzel ve anlamlı kılan herkese özel teşekkürlerimle…

    AsylumSeeker

    The author AsylumSeeker

    2 yorum

    1. Her geçen gün yazdığınız yazıların ,sanki ben oradaymışım hissi verirmiş gibi güzel olması…,her satırınızı keyifle okudum .Günümüz ülkesinde umudumu yitirirken dünyanın farklı bir ucunda ki ülkeyi gördükten sonra yeniden bir umut ışığı taşımama vesile olduğunuz için teşekkür ederim ,hala yapılabilecek çok şey var
      Sağlıcakla kalın 🙂

      1. Bu hissi yaşatabildiysem ve umudu ‘yoğurabildiysem’ ne mutlu! Güzel yorumun ve mesajın iletilmesine katkıda bulunduğun için ben teşekkür ederim Gülşah.
        Sağlıcakla,
        AsylumSeeker

    Leave a Response