close
norrkoping-ducs

I came to Sweden a full week ago. I plan to stay at least 9 months for my doctoral research in this country where the North mix cold and hot. I study migration. Instead of just doing academics, I also aim to photograph it, and if fate so decrees, to ‘novelise’ it in the near future. And Norrköping … This Swedish city of beauty and tranquility is my starting point, and of course, not the last.

With a population of about 140,000 people, Norrkoping is actually a municipality linked to the province of Östergötland. Known for its workers and fabric factories, this city is a place that exceedingly deserves to be seen, and if possible, to be lived with its university campus, Work Museum and river that carries the waters of the Baltic Sea in the heart of the city.

On a Sunday morning, I picked up my camera and photographed the short, yet rich in visual, riverside of this beautiful city that has remained hidden, perhaps hidden even from curious travelers. You cannot see the name of this river on the map; in fact, this river is a part of the Baltic Sea pouring into Lake Glan, which is a bit inside; that is, it is not a river but sort of the Baltic Sea! As you can see in the map at the end of the article, marked with red lines, I took the Baltic Sea to the rear and headed towards  the aforementioned Glan Lake. And, I photographed the photos in this article on this about 1,5 km long path. The name of this path is Linköpingsvägen (Linköping Road).

Linköpingsvägen bir tarafında yukarıda bahsi geçen nehrin geçtiği, diğer tarafında geleneksel İsveç kır evlerinin sıralandığı muazzam bir patika. Sadece zengin bir bitki çeşitliliğine değil, aynı zamanda eşsiz bir hayvan görseline sahip.

Alakasız ancak çok önemli bir parantez: Bu yazıyı pazartesi sabahı Linköping Üniversitesi’nin Norrköping Kampüsü kütüphanesi’nden yazıyorum. Kütüphane yine o nehre bakıyor, bu kez önüne konulan engel nehirde küçük bir şelale etkisi yaratıyor. Ve ben tam da bu sırada buradaki danışmanım, hocam Profesör Peo Hansen’ın nehrin üzerinde bulunan köprüden bisikletiyle muhtemelen mesaisine gittiğini gördüm. Birkaç gün önce katıldığım göç konulu konferansta da bir başka profesörün seyirciler için bir oraya bir buraya koşturarak mikrofon taşıdığına şahit olmuştum. Bütün bu detaylar benim gibi son model arabaların, şaşalı ev ve katların olmazsa olmaz bir değer olarak yansıtıldığı; ast-üst ilişkisinin, ünvan ve makam hiyerarşisinin bir türlü kırılamadığı, aksine sürekli parlatıldığı bir ülkeden gelen biri için oldukça sıradışı. İsveç’in bu küçük şehri Norrköping’de sadece doğayı değil insanlığı da yeniden keşfediyorsunuz. İyi ki yapmışım, siz de yapın.

Patika boyunca yürürken bir taraftan doğayı, evleri fotoğraflıyorum; diğer taraftan kendiyle, eşiyle ya da çocuklarıyla yürüyen, koşan, bisiklet binen insanları gözlemliyorum. Tam bir yaban mersinini fotoğraflarken bir ağacın suya bakan tarafında hışırtılar duyuyorum. Ve şimdi o hışırtı ağacın gövdesine taşınıyor. Yok artık! Henüz ilk fotoğraf serüvenimde bir sincap ağacın gövdesine çıkmış ve “hadi beni çek!” gibisinden poz veriyor! Ah ben, sincap yerine ağacın yapraklarını odaklayan ben sincabı ancak flu bir karede fotoğraflayabiliyorum. Sincap da neden sonra ağacın dalları arasında kayboluveriyor. Aşağıda gördüğünüz kare, o sincaba ait son fotoğraf.

Ardından, bir anne elinde bebek arabası, sağında kendisi gibi sarı saçlı küçük kızı ve (o da ne!) yine sarıya bürünmüş kocaman köpeği ahşap köprü üzerinde bana doğru geliyor. Çiçeğin, böceğin, doğanın, kısacası her canlının önem atfedildiği bu küçük şehirde elbette insan ve insanın özeli de çok önemli. Haliyle, ve bir göç fotoğrafçısı olarak kimliğin gizliliği kavramının bilinciyle, anneden kendilerini fotoğraflamak için izin istiyorum, küçük kızı ve köpeği de bu izni başlarıyla onaylıyorlar. Ve ardından, işte yukarıdaki galeride yer alan bu güzel kare ortaya çıkıyor.

Kabul ediyorum, bugün kesinlikle şanslı günümdeyim. Çok sayıda ördeği yeşille çevrilmiş bir nehirde görmek sıra dışı olmasa da bir süredir Ankara’nın grisine sıkışmış bir Türk için çok değerli. Daha güzeli, iki sevimli ördeği nehrin kıyısında yarı uyur vaziyette bulmak. Ördekler hiç ürkmüyorlar; bir tanesi bir gözüyle beni keserken diğeri bir ara gözünü kırpsa da ve bu benim kareme farklı bir hava katsa da istiflerini bile bozmuyorlar. Bunun nedeni, çekim yaparken şahit olduğum üzere, kendilerine düzenli olarak yem getiren insanlar; haliyle, gayet insan canlısı hayvanlar.

Patika boyunca yürürken, nehir ile patika arasında kalan ve 19. yüzyıla ait ahşap evler görüyorsunuz. Ve bu evleri biraz ileride 19. yüzyıla ait İsveççe bilgiler kazınmış yaklaşık bir metre genişliğinde kaya parçaları izliyor. Bu bilgiler bahsi geçen noktanın önemini aktarıyor. Örneğin, biraz aşağıda yer alan fotoğraf karesinde, “Bu yerde, 8 Ağustos 1854 tarihinde, Norrköping’deki ilk vaftiz gerçekleşmiştir.” yazıyor. Bununla birlikte, nehir kıyısına konumlandırılmış bir iki manzara seyir iskelesi, üzerinde küçük ahşap masalar görmek mümkün. Benzer bir manzarayı nehrin kıyısına dizilmiş evlerin bahçelerinde de görüyorsunuz; bazen ahşap masalar yerini, aşağıda yer alan fotoğraftaki gibi, metal ayaklı taş masalara bırakıyor. Elma ve armut ağaçlarının çeşitli çiçeklerle süslediği bu evler, sadece bahçelerinde değil ahşap balkonlarında da farklı renklerde çiçekleri ağırlıyor.

Burası neresi?

İsveç’in başkenti Stockholm’den yaklaşık bir buçuk saatlik otobüs yolculuğunun ardından Norrköping’e gelirsiniz. Nehrin şelaleler oluşturarak aktığı Norrköping şehir merkezinde, aşağıdaki haritada gösterildiği üzere, sırtınızı Baltık Denizi’ne verip haritada görünmeyen fakat esasen haritanın sol tarafında kalan Glan Gölü’ne doğru nehrin solundaki kırmızı çizgilerle gösterilmiş Linköpingsvägen adlı patikadan yürüdüğünüzde bu olağanüstü atmosferi yaşamanız ve belki de benim ancak flu kareleyebildiğim o tatlı sincabı netlemeniz mümkün. Ben bu şehirden ayrıldıktan sonra buraya gelir, görür ve yaşarsanız benden selam söyleyin!

    AsylumSeeker

    The author AsylumSeeker

    Leave a Response